Diş İsim Numara Çeşitleri | Ankara Diş Kliniği Sincan Diş Hekimi - Diş Hekimi Ankara : Aysun İĞNELİ Diş Kliniği Sincan

İçeriğe git
AĞIZ ve DİŞ ANATOMİSİ
DİŞLERİN İSİMLENDİRİLMESİ VE NUMARALANDIRILMASI
KESİCİ DİŞLER
(incisive dişler)



Alt ve Üst Olmak üzere 8 adettir. Yukarıdaki resimde;
1 ve 2 numaralı dişler olarak gösterilen gruptur. 
KÖPEK DİŞLERİ
(Canine-Kanin Dişler)



Alt ve Üst Olmak üzere
4 adettir. Yukarıdaki resimde;
3 numaralı dişler olarak gösterilen gruptur. 
KÜÇÜK AZI DİŞLERİ
(Premolar dişler)



Alt ve Üst Olmak üzere
8 adettir. Yukarıdaki resimde;
4 ve 5 numaralı dişler olarak gösterilen gruptur.
BÜYÜK AZI DİŞLERİ
(Molar dişler + 20 yaş dişleri)



Alt ve Üst Olmak üzere
12 adettir. Yukarıdaki resimde;
6, 7 ve 8 numaralı dişler olarak gösterilen gruptur.
Yirmi Yaş Dişleri : (20'lik Dişler)

Gömülü 20 Yaş Dişlerinin Panoramik Film Görüntüsü

İnsan ağzındaki toplam diş sayısı hepimizce  bilindiği üzere toplamda 32 olmak eğilimindedir. Ancak genellikle  "işlevsel" diş sayısı 28 adettir. Bunun nedeni üstteki ana resimde 8 numara ile gösterilen "yirmi yaş dişleri"nin  (20'lik dişlerin) ya hiç oluşmayıp ağızda çıkmaması (genetik-konjenital  nedenlerle) ya da yirmi yaş dişlerinin oluşması ertesinde ağıza doğru  diş sürme eğilimi sırasında ağız içerisinde çıkacak "yer bulamayıp" çene  kemiğinde gömülü kalmasıdır (Gömülü 20 yaş dişi).  Bazı ağızlarda da yirmi yaş dişleri oluşumu sorunsuz tamamlanır ve  hatta dişlerin bir kısmı ağız içerisine doğru sürer ancak bu sürme tam  olmaz. Bu durumdaki 20'lik dişlere "yarı gömülü yirmi yaş dişi"  denir.


Yarı Gömülü 20 Yaş Dişi
Yarı gömülü yirmi yaş dişleri, ağız içerisinde gıda parçalarının birikmesi için çok elverişli bir ortam oluştururlar ve ağız içi enfeksiyonlarının, diş iltihaplarının önemli birer sebebidirler. Gömülü yirmi yaş dişi olarak gruplanarak adlandırılan bu son 4 dişin, genellikle işlevselliği bulunmaz ve hatta bilakis; hayatın ileri evrelerinde problem çıkartma eğilimleri nedeniyle bir diş hekimi tarafından çene kemiğine cerrahi müdahaleyi zorunlu kılacak patolojilere yol açma riskleri yüksektir.


DİŞ ANATOMİSİ : BİR DİŞİN YAPISAL AYRINTILARI

DİŞ ANATOMİSİ

Dişlerimiz, cansız kemik parçaları gibi  görünse de aslında tamamen yaşayan birer organdırlar. Taş gibi  görünüşlerinin altında, yumuşacık etten-sinirden-damardan bir özleri  vardır. :) Dişler de insanlar gibi, doğar, yaşar ve ölür ancak uygunsuz  ağız hijyeni ve bakım ihmaline bağlı olarak dişlerimizin ömürleri, bizim  insan ömrümüzden çok daha kısa sürmektedir. Vücuttaki en sert doku  olan diş minesi kadar dayanıklı bir koruma ile kaplı bu yapıların,  büyük kısmı yumuşak doku temelli organlardan oluşan insanın kendi yaşamı  süresince kadar bile ömür sürememe ironisi, dişlerin bir suçu değil,  bilakis; tamamen dişlerin sahibi olan kişilerin yanlış alışkanlıklarının  bir sonucu ve toplumda bireylerin diş sağlığı kültürlerinin gelişecek  şekilde eğitilmemiş olmasından dolayı dişlerinin değerini bilip koruma  ve bakımını yapmamasının bir neticesidir.

Sert  görünüşlerinin altında ne kadar duygusal bir yapıları olduğundan  bahsettiğimiz dişler, soldaki şekilde şematize edilmiş bir anatomik  yapıya sahiptirler.

Bir diş, anatomik olarak 3 ana bölüme ayrılır.
1.Taç (Crown - Kron)
2.Boyun (Collum)
3.Kök (Radix, Root)

(Bakınız : Bir diş implantının yapısı - Dental İmplant Diş Tedavisi Ankara)
Konumuz  olan diş hekimliğinde, bir diş hekiminin ve bir anatomistin gözünden  bir dişin yapısal özelliklerini aşağıda daha detaylıca inceleyelim




1. Dişin Taç kısmı (Crown - Kron), ağız içinde diş etlerinin üst kısmında görünen beyaz bölümdür. Gözle görünen beyaz kısmın ismi mine tabakasıdır (Enamel). Mine, insan vücudundaki en sert maddedir. Diğer tüm vücut kemiklerinden daha dayanıklıdır (kafatasını oluşturan kemiklerden bile daha serttir). Mine beyaz rengini ve sağlamlığını; hidroksi apatit kristallerini yapı maddesi olarak kullanarak birbiri ile sıkı bağlar oluşturan kolajen fiberlerin organik konfigürasyonundan alır.



2. Dişin boyun kısmı (kole, collum dentis) diş ve diş etlerinin birleştiği noktadadır. Diş etinin diş dış yüzeyine değdiği alanda mine tabakası biterek, diş eti kenarı bölgesinde çene kemiğinin başladığı yerde dişin daha alt kısmındaki bölgelere doğru uzanan sement (cementum) başlar. Yukarıdaki diş görselinde de açıkça görüldüğü üzere, sement dişin kemik içine giren ve ağız içinde görünen kısmına göre çok daha uzun olan kök kısmı boyunca çevresini sarar.

3. Dişin kök kısmı (root, radix) çene kemiğinin içerisine implantasyonu sağlayan, diş binasının temelini oluşturur. Bu sayfanın daha alt kısımlarında dişlerin numaralandırılması ve isimlendirilmesi ile ilgili başlık altında tartışıldığı üzere; bir dişin cinsine göre 1 ila 3 adet kökü bulunabilir. (Bazı istisnai durumlarda daha fazla da olabilir.) Dişin en alt kısmının ucunda kök ucu (apex dentis) açıklığı bulunur. Bu noktadan dişin beslenmesini sağlayan damarlar ve hislerini alan sinirler dişin iç kısmına girer ve diş pulpa (diş özü) kısmı olarak isimlendirilen, diş içerisindeki kanal boyunca sırası ile dişin kök, boyun ve taç kısmını kat ederek en yukarıya kadar içeri merkez kısımda olmak üzere ilerlerler. Endodonti (kök-kanal tedavisi); artık geriye döndürülemez derecede ilerlemiş ve diş kökünü sararak hem dayanılmaz ağrılara, hem de en nihayetinde o dişin "ölerek" kaybedilmesine neden olacak çürük durumlarında, diş hekimi tarafından çürük temizlenirken, diş içerisinin tüm bu damar sinir paketi içeriğinin de çıkartılması esasına dayanır. Diş implantlarında, dental implant kısmı, dişin kök kısmı yerine geçer. Ayrıntılı bilgi için bakınız : Ankara Dental İmplant Diş Tedavisi

Dişte bulunan diğer yapılardan; Dentin : Diş minesi gibi sert yapılı bir kemiktir ama dayanıklılığı çok daha az ve rengi sarıdır. Diş minesinin alt katmanında bulunur ve dişin her 3 bölümü boyunca (taç, boyun ve kök) dişin içini dolduran ve sağlamlığına katkıda bulunan, diş hacmini oluşturan dokudur. Diş kökünde dentin'in ortasından diş pulpası (diş özü, dişin ortasından geçen ve damar-sinir paketini içeren kanal) geçerken, dış kısmını 2 paragraf üstte anlatılan sement katmanı sarar. Yaşlı insanlarda, dişin geçen yıllar boyunca aşınmasına bağlı mine tabakası erozyonu gerçekleşirken, minenin hemen alt katmanında olan dentin açığa çıkmaya başlar ve dişlerde sararma şeklinde semptom verir. Tabii ki dişlerde sararmanın tek sebebi bu değildir, diş taşı (tartar), kötü ağız hijyeni ile oluşan bakteri plağı ve pek çok başka sebepler dişlerde sararma ve çürüme sebebi olabilir ancak bu ayrıntılar rehberimizin ilerleyen bölümlerinin konusudur.

Dişin çene kemiği ile yaptığı eklemin sağlamlığına katkıda bulunan en önemli yapı; diş şeklimizde "periodontium" olarak görülen periodontal ligamentlerdir. Sement ile çene kemiği arasında çok kuvvetli tutunma sağlayan bu lifler kemiğin içine kadar işleyerek, dişi sapasağlam bir şekilde kemiğe bağlı tutar. Periodontal ligamentin içine gömüldüğü ve dolayısı ile içinde dişin kendisin taşıyan çene kemiğindeki çukurcuk bölümlerinin özel ismi Alveolar Kemik'tir. Periodontitis denilen ve gingivitis denilen diş eti iltihabı'nın ileri safhasında bu liflerin de enfeksiyondan etkilenmesi ile bu bağların zayıflaması durumunda, dişin çene kemiği ile olan bağlantısı da zayıflar ve zaman içerisinde dişte sallanma ve oynamalar başlar. Genelde ağrısız bir durum olduğundan hasta tarafından önemsenmeyen bu hadise, ne yazık ki çürüklerden çok daha tehlikeli bir diş kaybı nedenidir. Diş çürümesinde artık zaten sağlığını kaybetmiş bir diş kaybedilir iken, periodontitis denilen bu diş-kemik bağını oluşturan liflerin iltihabında sapasağlam bir diş kolayca ekleminden ayrılarak kopup kaybedilme aşamasına gelir.

Diş çürüğü, diş eti iltihabı (gingivitis), periodontal ligament'i tutan iltihap durumları ve benzerleri rehberin ileriki aşamalarında anlatılacak daha pek çok diş patolojisi, sadece dişlerin düzenli fırçalanması ile kolaylıkla önlenebilecek hastalıklardır. Ancak bu hastalıklar bir kere oluşup belirli bir aşamayı geçirdikten sonra, dişe bir diş hekiminin müdahalesini mutlak gerekli hale getiren durumlar oluşur ve uygun tedavisi geciken dişlerde yersiz kayıplar kaçınılmaz olur. Kaybedilmiş dişlerde Diş İmplant Tedavisi ile ilgili açıklamalar için; Dental İmplant Diş Tedavisi Ankara sayfamızı inceleyebilirsiniz.

DİŞ ÇEKİMİ ve Dişlerin Çene kemiği ile yaptığı eklem :

Diş Kökü - Çene Kemiği arasındaki EKLEM

Dişler, çene kemiği ile kaynaşmamıştır. Yani dişler çene kemiğinin birer kemik uzantısı değildirler. Her biri çene kemiğinden ayrı birer organdırlar. Ancak neredeyse kaynaşmış kadar sağlam bir şekilde çene kemiği ile eklem yapmışlardır.

Dento-alveolar eklem denilen bu eklem cinsi nonsynovial (içinde eklem sıvısı olmayan), Synarthrosal (Hareketsiz tipte) "Gomphosis tipi" eklemlerdir. Temel olarak kafa-tası (cranium) kemiklerini birbirine bağlayan sutura tipi eklemlerle aynı grupta incelenen ve en dirençli birleşme sağlayan eklemlerden olan diş eklemine özgü gomphosis tip kenetlenmenin klinik önemi; doğal yollarla diş kaybını çok zor hale getirmesi kadar, diş çekimi sırasında ancak kendisine uygun özel tekniği ile yerinden çıkartılabilmesini mümkün kılmasıdır. Halkımızın dişi çekecek hekimin güçlü kuvvetli olmasının, çekimin kolaylığına dair bir fayda sağlayacağı yönündeki inanışı bilimsel olarak doğru bir önerme değildir. Çünkü uygun teknik kullanılmadan, kaba kuvvetle bir dişin yerinden çıkartılması - çekilmesi neredeyse imkansızdır! Çok büyük güçler gerektirir. Oysa diş hekimliğinde geliştirilen teknikler ve kullanılan özel aletler yardımı ile, diş çekimi oldukça zahmetsiz bir şekilde bir çocuk tarafından bile gerçekleştirilebilir. Bu tıbbi işlemde de diğer tüm diş hekimliği girişimlerinde olduğu gibi anahtar kelime "teknik" ve "tecrübe" dir.

Çene kemiği içerisindeki dişler,
Diş Köklerinin yerleşimi görülür şekilde.

Çene kemiği içerisindeki dişler;
doğal pozisyonları korunmuş şekilde.
Dişler Ne işe yarar ?
Dişler sindirim sisteminin başlangıcı olduğunu vurguladığımız Ağız içerisinde, sindirim sisteminin asıl amacı olan; besinlerin bağırsaklardan emilerek kana geçebilecek kadar küçük parçalara ayrılması işleminin mekanik gücünü oluşturan en önemli organlarımızdır!

Bir besin yutulduktan sonra, mide ve bağırsaklar içerisinde "peristaltik hareketler" ile ileriye doğru itilirken ve özellikle midede çalkalama hareketleri desteğinde sindirim enzimleri ile bir miktar parçalanabilse de, tüm sindirim sistemi boyunca sağlıklı ve verimli bir özümseme yapılabilmesi için, dişlerin aracılığı ile ağız içerisinde başlangıç öğütme sürecinin sağlanması şarttır. Ağızda çiğnenen bir lokma, mideye inmeden önce mutlaka iyice çiğnenerek ufak parçalara ayırılmalıdır ki, akabinde midede devreye girecek olan sıvı sindirim enzimleri bu iyice ufaltılmış parçaların çevresini rahatlıkla sararak, çok daha hızlıca daha da ufak parçalara eritme görevlerini yapabilsinler.

Eğer çiğneme işlevi düzgün yapılmamış ise, çiğnenmemiş besinleri sindirebilmek üzere yaratılmamış ve dizayn edilmemiş tüm diğer bileşenler (özellikle mide ve bağırsaklar başta olmak üzere diğer tüm sindirim sistemini oluşturan organlar) kapasitelerinden fazla çalışmak zorunda kaldıkları gibi, buna rağmen sindirim işlevini layıkı ile gerçekleştiremeyeceklerdir ve böylece sağlıklı beslenmemiz sekteye uğrarken, üstelik bu ekstradan çalışma sonrasında diğer tüm sindirim sistemi organları da erken "yaşlanacaklar" ve daha gençlik çağlarında başlayabilen ciddi sindirim sistemi rahatsızlıkları ile karşılaşmak kaçınılmaz olacaktır.

Bu olayın bir benzerini hepimiz gündelik hayatımızda yaşamaktayız; çaya attığımız kesme şeker (çiğnenmemiş lokma) çay içerisinde eritilerek gözle görülmeyecek parçalara ayrılabilmek için çok daha uzun süre karıştırmayı gerektirirken, toz şeker (çiğnenmiş lokma) atılan çayda, daha karıştırma işlemi başlamadan şekerin zemine çökerken bile büyük bir kısmının eridiğini hepimiz gözlemlemişizdir. İşte dişler de, bizim hayatta kalmamız için vücudumuza gerekli tüm enerjiyi ve diğer tüm yapısal bileşenleri sağlayan besinlerimizin sindirimini çok kolaylaştıran ve sağlıklı çalışamadıkları durumlarda boylarından büyük problemlere sebep olan, genelde de bu problemlere sebep olmadan pek de umursamadığımız boyutları ufak ama işlevleri büyük yardımcılarımızdır.

Dişlerin rol aldığı diğer işlevler olan "konuşma sırasında seslerin ağızdan çıkarken son ince ayarının yapılması" ve "yüz görünümü ve mimiklerine estetik katkıları" konularına, rehberimizin estetik diş hekimliği bölümünde ayrıntısı ile değinilecektir.
Ağız ve Dişlerin Vücut Sistemlerindeki Rolü :

ORAL KAVİTE - Ağız İçi

Ağız kelimesi ile kastedilen bileşenler; ağzın ön giriş boşluğu, her iki dudak, dişler( süt dişleri ), diş etleri, dil, ağız mukozası, tükrük bezleri, damak, küçük dil, çene ve çene eklemi, yutak kısmı başlangıcına açılan ağzın arka açıklığı-çıkışına kadar olan tüm alan, tüm bu bölgenin beslenmesini sağlayan kan damarları ve bölgenin dengeli çalışmasını kontrol altına alan sinir ağlarıdır.

ORAL KAVİTE - Ağız İçi - Diyagram

İlk-okul fen bilgisi derslerinden itibaren;
beynimize kazınmaya başlandığı şekli ile tanımlar isek :

"Ağız, sindirim sisteminin başladığı yerdir".

Bu tanım, ilk-okulda gördüğü rağbetin aynısını üniversitede tıp fakültesinde doktorluk ve diş hekimliği bölümlerinde eğitimlerine devam eden öğrenciler arasında da görmeye devam eder. Hatta profesörlük aşamasına gelmiş de olsa tüm bilim insanlarının "ağız-diş-dil vb..." kelimeler telaffuz edildiğinde saniyenin bir kesri kadar bir süre için beyninde yanıp sönen bir "sindirim sistemi başlangıcı" kavramı vardır. İşi marangozluk, manavlık, endüstri atıkları detoksifikasyon uzmanı veya seri katillik vs... olan diğer bütün meslek gruplarında veyahut kafası normal bir şekilde işleyen her insan evladında da, ağız dendiğinde ilk akıla gelecek imaj olmaya yetecek derecede evrenselleşmiş, sağlam, işlevsel, basit görünen ama derin manalar içerdiği düşünülebilecek bu güzel ifade, bilinç altından ya da üstünden şöööyle bir geçer !


Sindirim Sistemi Diyagramı

Peki gerçekten durum bu mudur?

İşi karmaşıklaştırmaya gerek yoktur.
Evet. Ağız hakikaten de sindirim sisteminin başladığı yerdir.

Ama ağız kelimesinin içerme olasılığı olan tek derin manayı, sindirim sisteminin mide ve bağırsaklarla birlikte derinliği olan yaklaşık 9-10 metre olarak algılamak da ağzımıza yapılabilecek haksızlıkların en büyüğüdür.

Ağız, dişler, dil ve diğer iç yapıları, sindirim sisteminde gerçekleştirdikleri birçok görevler dışında, ağzımızın yüzümüzdeki anatomik yerleşimi gereği içerisinde rol almak durumunda kaldığı insanlara özgü karmaşık mimiksel işaret dilinde dudaklar, dişler ve dil aracılığı ile üstlendiği zengin anlam repertuarına ek olarak estetik değeri ve bu mucizenin bile yanında sönük kaldığı; konuşma sırasında gösterdiği inanılmaz ince ayarlar gerektiren fonksiyonlar deryasını nasıl da sanki sadece o iş için yapılmış gibi ustalıkla gerçekleştirebildiği, yapılan bu işlerin mekanizmasını düşünen beyinler için birer yaratıcılık ziyafetidir.

TÜKÜRÜK BEZLERİ

Üstteki şekilde, "Tükürük Bezleri"nin ağız içerisindeki yerleşim yerlerinin diagramını görmektesiniz. Ağız içi tükrük bezleri 3 ana çift olup Kabakulak hastalığında şiştiğini bildiğimiz "Parotis" bezleri (Şekilde 1 numaralı görülen) en büyük tükrük bezi çiftidir. Her iki kulak ön ve alt kısmında, alt çenenin kafa ile eklem yaptığı noktanın hemen alt kısmında elle yüzeyden hissedilebilir. İçerisinden yüzün tüm mimik kaslarının kontrol eden "fasial sinir" yani yüz siniri geçtiğinden dolayı özel bir öneme sahiptir. Netekim, bu tükrük bezinin iltihabi durumlarında ya da cerrahi girişimler sırasında yaralanması ile, ya da halk arasında uzun süre soğuk vs... gibi bir etken eşliğinde gelişen geçici yüz felci diye tabir edilen paralizisi durumu sık karşılaşılan hadiselerdendir. toplam 3 çift (sağlı sollu) tükrük bezinden 2. çifti "submandibular" yani çene altı tükrük bezidir. 3. ve son çift ise "sublingual" denilen dil altı tükrük bez çiftidir.

Tüm bu tükrük bezleri, ağız mukozasının 24 saat ihtiyaç duyduğu nemli ortamı sağlar iken, esnasında gıdaların dişler tarafından daha kolay parçalanabilmesi için uygun altyapı hazırlarlar.

İçerdikleri enzimler ile daha ağız içerisindeki birtakım maddelerin enzimatik sindirimini başlatırlar. Ayrıca vücudun dışarıya olan en büyük açıklığı olan ağzımızda, mikropları karşılayan ilk savunma hattını oluştururlar. 3 büyük çift tükrük bezi dışında, ağız mukozası olarak tabir edilen, tüm ağız içi boşlukları örten epitel doku (vücudun tüm iç boşluklarını kaplayan bir nevii iç deri!) içerisinde hücreler halinde binlerce minik odakçık olarak diğer minör tükrük bezleri yaygın şekilde bulunur. Tükrük salgısının yukarıda sayılan görevlerine ek olarak, en önemli görevlerinden biri de, dişlerin doğal korunmasındaki rolleridir. Tükrük salgısının bu işlevi üzerinde ileriki bölümlerde detaylıca durulacaktır.
Diş eti yapısı - Diş eti hastalıkları ve yapısal bozuklukları (Periodontoloji'ye hazırlık) :

Diş eti, ağız içerisinde yer kaplayan yumuşak dokulardandır. Dişlerin boyun kısımlarını ve çene kemiklerinin ağız içine bakan yüzeylerini çevreleyerek, ağız içi anatomisinin işlevine uygun uyumlanmasına yardımcı olur. Fonksiyonel olarak bir çeşit dolgu maddesi işlevi gören diş etleri, çiğneme esnasında dişlerin hassas kısımlarına uzanan bir geçit olan boyun bölgelerinin ve çene kemiklerinin dış yüzeylerinin, direkt çiğnenen lokma ile temasını engelleyerek koruma işlevi görür.



Periodontoloji; dişlere destek veren tüm yumuşak dokularla ilgili yapılar ve hastalıkları konu edinmiş diş hekimliği bilim dalıdır. Periodontoloji konuları diş etini kapsadığı gibi, hepsi hakkında bu sayfanın üst kısmında "dişin yapısal ayrıntıları" ile ilgili bilgi verdiğim yazımda tanımlarını yaptığım; alveolar kemik, sement ve periodontal ligament ile ilgili hastalıkların tedavisi ile de ilgilenir. Periodontium; bu sayılan 4 tip diş destek dokusunun ortak adıdır ve Periodontoloji terimi; "Periodontium" (diş eti + alveolar kemik + diş sement'i + periodontal ligament) ile "loji" (Bilim anlamında son ek) kelimelerinin birleştirilerek "Periodontoloji" kelimesinin üretilmesinden gelmektedir.

Gingivitis, diş eti iltihabı'na verilen isimdir. Gingivitis oluşturan en sık sebep, diş yüzeylerine yapışan bakterilerin zaman içerisinde birbirlerine de bağlanıp topluca bir diş yüzeyi katmanı oluşturmaları şeklinde tanımlanabilecek; "diş plağı" olarak isimlendirilen ağız içi enfeksiyonu ve buna bağlı kalıntı tabakasının ortak ismidir. Diş Plağı, ilerleyen zaman içerisinde diş taşı (Tartar) haline gelecek şekilde daha da kalınlaşır. Erişkinlerin yaklaşık %90'ında diştaşı mevcuttur. (1998 - İngiltere diş kayıt istatistikleri) Periodontoloji'nin karşılaştığı en sık hastalık olan diş eti iltihabı (gingivitis), ilerleyerek, yine bu sayfanın başında temel diş anatomisini anlatırken konu içerisinde tanımladığım "periodontitis" yani dişi kemiğe bağlayan ligamentlerin iltihabına yol açarak yıkıcı bir hal alabilir. Tüm diş tutucu bağların enflamasyonları (periodontitis) ve buna bağlı diş kayıpları, ilk safhada birer diş eti iltihabı vakasıdırlar. Basit bir diş eti iltihabı şeklinde başlayan hastalık, zaman içerisinde ilerleyerek dişin sallanmaya başlaması ve yerinden koparak dökülmesi ile sonuçlanan periodontitis gibi daha ciddi durumlara sebebiyet verebilmektedir. Düşen-Kopan-Kaybedilen dişlerde implant tedavisi Ankara ile ilgili sayfamızı link üzerine tıklayarak okuyabilirsiniz.
Dişler - Çene eklemi - Dil Fonksiyonları Çiğneme & Konuşma

Çene Eklemi Dıştan Kesit

Çene
miz,  kafatasımıza bağlı 2 hareketli eklemden biridir. Diğeri omurganın kafa  kubbesine bağlandığı boyun eklemidir. Çene eklemi, tüm vücut  eklemlerimiz arasında gün içerisinde en çok kullanılanlardandır ve yemek  sırasındaki çiğneme işlevindeki görevleri dışında, konuşma  sırasında kullanılan akciğerlerden başlayarak boğaz-gırtlak kasları ve  dil ile dişleri içeren komplike sistemin ses üretmesi sürecinde aktif  rol oynar.

Çene ekleminin tüm bu işlevleri hayat boyu hakkı ile  yerine getirebilmesi için hem çok sağlam yapıda, hem de çok hareketli  olması icap eder. Yapısal özellikleri bu sağlamlık ve hareketlilik  gerekliliği kriterleri doğrultusunda dizayn edilmiş çeneye tüm ihtiyaç  duyulan donanımı sağlar. Çene eklemi (yani temporomandibular eklem),  aynı diz eklemindeki menisküs gibi içerisinde bir kıkırdak disk (üstteki resim) bulundurur. Bu diskin ve ayrıntısına  burada inemediğimiz anatomik yapısının özellikleri sayesinde çene hem  yukarı aşağı (çiğneme) hem de sağa sola (öğütme) hareketlerini yapabilir. Tüm bu hareketlere motor kuvveti sağlayan kaslar ise 4 çifttir (sağlı-sollu 4'er adet) ve alttaki şekilde çene ve kafatasına yapışma yerleri görülebilir.

Çiğneme kasları - Yandan

Çene'nin içinde rol aldığı çiğneme ve konuşma işlevlerinde aktif rol oynayan diğer bir organımız "dil"  olarak isimlendirilir. Dilimiz, vücuttaki en kuvvetli kas gruplarından  bir kısmını ihtiva eder.

İç ve dış kaslar olarak gruplandırılan toplam 8 çift kastan 4 çift iç kas dilin içinde başlar ve yine dilin içinde sonlanır, diğer 4 çift kas ise "dil kemiği" olarak tanımlanan os hyoideum'dan başlar ve dilde sonlanır. (Alttaki 2 resimde bu dış dil kasları ve ek olarak ağız tabanı kasları görülebilir.) Ayrıca dil, üzerinde kendisini saran özel mukoza dokusunda ihtiva ettiği "tat tomurcukları" aracılığı ile temel olarak yorucu olan yemek yeme işlevini bizler için "tatlı" bir zevk haline getirir.


Alt ve Üst Resim : Dış Dil Kasları ve Ağız Tabanı Kasları


Dilin Kemiği : Os Hyoideum
(üstteki önden, alttaki yandan görünüşü)

Yapısal özellikleri hakkında bilgi verdiğimiz çene, çene eklemi, dil ve muhteviyatlarındaki kasların diş hekimliğindeki önemine gelir isek;

bir diş hekiminin yaptığı müdahalelerde göz önünde bulundurması gereken, bozuksa sağlığına kavuşturmaya çalıştığı, sağlam ise bozmadan dişler üzerinde gerekli müdayaleyi yapmayı hedeflediği ağız içi yapıların dengesi görüldüğü üzere pekçok detay barındırmaktadır. Bir dişte gelişen herhangibir hastalığa müdahale eder iken, yapılacak müdahalenin çiğneme ve konuşma fonksiyonları üzerine olası etkileri detaylıca düşünülmeli ve tıbbi tedavi prosedürü buna göre yapılandırılmalıdır. Ağız içerisine uygulanacak bir dolgunun, estetik görünümde olması zaten herkes tarafından beklenen bir özelliktir, ancak diş hekimi bu estetikliği sağlar iken, bu dolgunun ağız içerisinde var olan doğal yapıların fonksiyonları ile olan uyumu konusunu da en az estetik kadar ön planda tutar. Söz konusu dolgunun yükseliğinde, milimetrenin ufak parçalarınca oluşacak bir fazlalık, çene ekleminin tam kapanma hareketi sırasında bir engel teşkil ederek, çiğneme işlevi sırasında uygulaması beklenen yüksek basınçlara ulaşmasına elverişsiz bir pozisyon yaratabileceği gibi, var olan dişler arasındaki uyumun bozulmasından dolayı çiğneme yüzeylerinin efektivitesini kaybetmesi nedeni ile verimsiz ve hatta ağrı veren çiğneme ile karşılabilecek yapısal değişiklikler olabilir. Olay ağız içerisine bir protez diş konstrüksiyonuna geldiğinde ise, dolgu boyutundan çok daha öte temel yapısal değiliklikler söz konusu olduğundan, var olan ya da olması gereken ama daha önceden bozulmuş olup bu yüzden de yapılan diş hekimi müdahalesi ile işlevselliğine kavuşması beklenen dengeler çok daha karmaşık bir hal almaktadır.

Tüm bu yüzeysel olarak değenilen detayların verilme amacı, diş hekimliği bilim ve sanatının neden bir "bilim" ve neden bir "sanat" olduğunun mantık temeline oturtulmasıdır. Yıllar boyu yoğun eğitim süreçleri ertesinde kazanılan bu nosyon, tecrübe ve tekniğin oturtulmasının kişisel yetenek ve yatkınlıkla desteklenmesini gerektirirken, yapılan işin "sevilmesi"ni temel şart olarak mecbur kılmaktadır. Bu gerçek, diş hekimliği ve diğer tüm tıp bölümleri için gerekli temel şarttır.
Diş ve Ağız içi Sinir & Damar Yapısının Özellikleri ve Diş Hekimliği ile ilişkisi
Bu sayfanın hazırlanma sebebi,  ayrıntılı bir ağız ve diş damar - sinir anatomi bilgisi vermekten  ziyade, özet olarak iki şekil üzerinde sizler için  önemli olduğunu düşündüğüm birkaç hususun üzerinde durmaktır.



Bu hususlardan ilki, üstteki resimde, çene ve dişlere giden ana damarların  direkt "şah damarından" çıktığını vurgulamaktır. Ağız içi ve dişler,  vücutta kanlanması en yoğun olan bölgelerden biridir. Dişler adına  konuşur isek, bu iyi beslenebildikleri anlamına geldiği kadar, dişleri  ilgilendiren bir enfeksiyon  durumunun, toplar damarlar aracılığı ile direkt kalbe ve tüm vücuda ne  kadar rahatlıkla yayılabileceğinin de bir göstergesi olması açısından  çok kritiktir!

Ağız bölgesinde enfeksiyon yapma yatkınlığı olan  stafilakok ve streptekok grubu bakteriler, özellikle sebep oldukları diş  apsesi ve benzeri enfeksiyonlar esnasında diş köklerinden direkt yolla  kana karışabildikleri gibi, enfektif bir dişe yapılan cerrahi müdahale  sırasında (örneğin diş çekimi), zedelenmesi kaçınılmaz olan damarlardan  içeri sızarak kan yolu ile tüm vücuda yayılacak fırsat  bulabilmektedirler. Bu durum; tonsillit (bademcik) enfeksiyonunda uzun  dönemde görülen "kalp romatizması" adı verilen ve kalp kapakçıklarını  tutma eğiliminde olan hastalığın, ya da mikroorganizmaların kana  karışması durumunun tıbbi ismi olan "sepsis" vakalarında diğer vücut  sistemlerine mikropların yayılarak tahribat oluşması hadisesinin benzeri  mekanizmaları ile, çok çeşitli tıbbi komplikasyonlara yol açabilir.



Diğer bir önemli ayrıntı, üstteki resimde görülen; dişlerin iç (pulpa=öz) kısımlarına kadar uzanan yoğun sinir ağının varlığıdır. Teker teker her dişin derinliklerine kadar giren "sinir-damar" paketi, herkes tarafından bilinen meşhur "katlanılmaz diş ağrısı"nın da asıl sebebidir. Çünkü yapı olarak o kadar da narin görünmeyen dişler, iç kısımlarında barındırdıkları zengin duyu sinirleri sebebiyle dış uyaranlara karşı oldukça hassastırlar. Endodonti (kök kanal) tedavisi; artık geriye döndürülemez derecede ilerlemiş ve diş kökünü sararak hem dayanılmaz ağrılara, hem de en nihayetinde o dişin "ölerek" kaybedilmesine neden olacak çürük durumlarında, çürük temizlenirken diş içerisinin tüm bu damar sinir paketi içeriğinin de çıkartılması esasına dayanır.

"Ağız, sindirim sisteminin başladığı yerdir".  

Ağız,  dişler, dil ve diğer iç yapıları, sindirim sisteminde  gerçekleştirdikleri çok görevler dışında, ağzımızın yüzümüzdeki anatomik  yerleşimi gereği içerisinde rol almak durumunda kaldığı insanlara özgü  karmaşık mimiksel işaret dilinde dudaklar, dişler ve dil aracılığı ile üstlendiği zengin anlam repertuarına ek olarak estetik değeri ve bu mucizenin bile yanında sönük kaldığı; konuşma sırasında gösterdiği inanılmaz ince ayarlar gerektiren fonksiyonlar  deryasını nasıl da sanki sadece o iş için yapılmış gibi ustalıkla  gerçekleştirebildiği, yapılan bu işlerin mekanizmasını düşünen beyinler  için birer yaratıcılık ziyafetidir.

Vücudun  iki ana dış kaynaklı yaşam destek mekanizması olan solunum ve beslenme  sistemlerinin zarif bir birleşmesi olan, birbirlerinin fonksiyonunu  engellemeden çalışmaları için optimize edilmiş Pharynx & Larynx (Yutak ve Gırtlak), burundan gelen hava ile, ağızdan gelen sıvı-katı maddelerin birbiri ile karışmadan aynı yoldan geçirip, farklı iki boruya (eosophagus=yemek borusu & trachea=soluk borusu) yönlendirdikleri bambaşka bir dizayn harikasını oluşturmaktadırlar.  Ağız, bu iki boşluğa birden, burun ile birlikte açılır ve her ikisi de  birbirinden bağımsız işlevlerini bu ortak paylaşım noktalarında  birbirine karıştırmadan kusursuzca icra ederlerken sonuçta ağızdaki  lokma yutaktan geçerek yemek borusuna varırken, burundan gelen hava da  aynı yoldak gırtlağa vararak nefes borusu ve akciğerlere iner.

Yukarıdaki şemasal resimden izlenebileceği gibi, sindirim sisteminin ağız ve yutak sonrasını "esophagus" olarak isimlendirilen "yemek borusu"  oluşturmaktadır. Yemek borusu, görevi ağızda sindirimi (özellikle  mekanik sindirim ön planda olsa da, bir miktar enzimatik sindirim de  ağızda gerçekleşir) başlamış olan gıdaların mideye taşınmasıdır. Adı  üzerinde, sadece bir borudur. Görevi tüm borularda olduğu gibi,  içeriğini bir yerden diğer bir yere iletmektir.

Yemek borusunun  direkt içine açıldığı organımız ise, sindirimin merkezi ünvanı verilmiş  resimde "stomach" olarak isimlendirilmiş "mide"dir.  Bu sindirimin merkezi yeri ünü boşuna değildir çünkü başta HCl  (Hidroklorik asit, bilinen en kuvvetli asitlerden biri) ve Pepsin olmak  üzere, pek çok protein sindirici salgının yenen besinlerin üzerine  boşaltıldığı yer midedir. Ve besinlerin bu salgılar ile karıştırılması  için tabiri caiz ise "çalkalandığı", ağızda ufak partiküllere ayrılmış  (ya da sağlıklı bir ağızda değil isek ayrılamamış) besinlerin iyice ufak  parçalara bölündüğü kısım midedir.

Mideden sonra bölümde ince bağırsaklar  başlar. İnce bağırsaklar 3 ana kısımda incelenir ve mideden sonraki ilk  kısmı resimde de "duodenum" olarak isimlendirildiği görülen "12 parmak bağırsağı"dır.

Bu bölüm, sindirim işleminde midenin önemi ne kadar vurgulanıyor ise,  yaptığı işin o derece taktir edilmediği bir başka vücut parçasıdır.  Çünkü duodenum üzerinde, ince barsaklardaki sindirim hadisesine  (özellikle yağların sindiriminde) büyük katkı sağlayan "Karaciğer"den  (resimde Liver) salgılanılarak, "safra kesesi"nde (resimde : Gallbladder) biriken safra'nın boşaldığı bir delikçik vardır. Bu delikçiğe safra kesesinden uzanan ve resimde common bile duct olarak gösterilen "ana safra kanalı" açılır iken, sindirim sisteminin diğer bir çok önemli ama adından az bahsedilen organı olan "pankreas"ın  kanalı da birlikte ince barsağın 12 parmak barsağı olarak  isimlendirilen duodenum kısmına açılır. Pankreas, herkes tarafından  bilinen kana insülin ve glukagon salgılaması yanında, ince barsaklara  olan bu bağlantısı aracılığı ile de pekçok birbirinden önemli sindirim  enzimini yine 12 parmak barsağı denilen bu önemli noktaya karaciğerin  safra kesesinden gelen safra sıvısı ile birlikte boşaltır. Safra ve  pankreas salgılarındaki bir eksiklik ya da anormallik, sindirimde tamiri  mümkün olmayan eksiklikler oluşturur.  

İnce barsağın ilk kısmı olan duodenum'u takip eden 2. bölümü olan jejenum'u;  3. ve son kısmı olan ileum  takip eder. ince barsak boyunca, sindirim nihayete erdirilerek,  besinler olası en küçük moleküllere indirgenecek denli ufak partiküllere  ayrıştırılır, ince barsak duvar hücrelerinden emilip kana karışacak  hale getirilirler. Emilim işlemi kusursuza yakın tamamlanır ve ileumun  bitiş noktasında ince barsak da biter, Kalın bağırsak' (resimde : Colon) başlar.

İnce barsak toplam uzunluğu 6-8 metre iken, kolon  (kalın bağırsak) toplam uzunluğu 1.5 metre civarındadır. İnce barsağın,  kalın bağırsak ile birleştiği nokta, kalın bağırsağın cecum kısmıdır.  Cecum latincede "kör kese" demektir ve alt kısmında bir başka kör-çıkmaz  sokak olarak nitelendirebileceğimiz Apandist  (Resimde : Appendix) bulunur. Halk tabiri ile apandis de denen bu  kör-kesenin kör-eki/uzantısı ile ilgili hastalıklar bu rehberin amacının  çok çok ötesinde olsa da, çiğneme aşamasındaki yetersizlikler nedeni  ile, normalde sindirim sistemine alınmaması gereken boyutlarda ve  özelliklerdeki kitlelerin sindirim sistemine sirayetini takiben bu  boşluğu tıkamasının da olası sebeplerinden biri olarak sayıldığı "Appendisit" iltihabi durumunun dolaylı olarak da olsa, "ağız diş sağlığı" ile bağlantısının varlığının altını çizmek gereklidir.

Apandistin  çıktığı kalın barsak bölümü olan cecum'u, kalın bağırsağın diğer  bölümleri olan çıkan kolon (resimde : Ascending Colon), Yatay kolon  (resimde : Transverse colon) ve inen kolon (resimde : descending colon)  takip eder. Tüm bu isimlendirilen yol boyunca, ince barsaklarda zaten  iyice posa haline getirilerek sindirimi ve hatta emilimi neredeyse  tamamlanmış besinlerin, kalan su ve tuzlarının da çekilmesi, kolonda  gerçekleştirilir ve "dışkı" oluşumu kolon da denen kalın barsakta  tamamlanmış olur. Dışkıya kendine özgü kahverengi rengini veren madde  "sterkobilin"dir ve safra kesesinden salgılanan safra asit ve  tuzlarının, barsak bakterilerince işlenmesi ile oluşturulur.  Kolon'un  son kısmı sayılan ve oluşturulan besinler posasının (ki artık gaita = dışkı adını almıştır) depolandığı yer Rectum'dur. Rectumda biriktirilen ve uygun zaman geldiğinde boşaltılmak üzere depo edilen sindirim artıkları, anüs yolu ile vücudu terk ederken, ağızda başlayan bir sindirim döngüsü daha tamamlanmış olur.

Asıl  amacı, ağız ve diş sağlığı üzerinde durmak olan rehberimizde, tüm  sindirim sistemi gibi ağız ve dişlerden oldukça farklı görünen yerlerle  ilgili bu kadar bahsetmemizin sebebi, rehberin konu bütünlüğünü sağlamak  arzumuzdan çok daha öte, rehberimizin ilk konusunun ilk cümlesinde  yatmaktadır. "Sindirim, ağızda başlar."  Bu cümle sağlıklı bir ağız ve diş yapısının neden önemli olduğunu  açıklayan anahtardır. Ağız ve diş sağlığında görülecek tüm hastalıklar  ve anormallikler, tamamen tüm sindirim sistemini üzerinde değişik  düzeylerde etkiler yaratır. Vücut asla bir organlar topluluğu değildir. Vücut birbirine tamamen bağlı bir sistemler bütünüdür.  Birbiri ile alakasız görünen 2 sistemden birindeki rahatsızlık, diğer  sistemi beklenenden çok daha fazla etkileyebilmektedir. Tüm vücut  dokularına yaşamsal önem taşıyan "besinleri" tedarik eden sindirim  sistemindeki bir bozukluğun, gerek başlangıç kısmı olan ağız ve dişlerle  ilgili besinlerin öğütülmesinin mekanik safhasında, gerekse ilerleyen  mide, bağırsaklar, pankreas, karaciğer, safra yolları ile ilgili diğer  sindirim rahatsızlıklarında, tüm vücut sathında yan etkiler ve ciddi  hastalıklar oluşturması kaçınılmazdır.

Rehberimizin  ilerleyen bölümlerinde, ağız ve dişler ile, diğer sistemler arası  ilişkiler daha detaylandırılacak, hastalık isimleri ve özellikleri  üzerinden örnekler verilerek konunun anlaşılması sağlanacaktır
"SİNCAN DİŞ DOKTORU Sitesindeki bilgiler destek amaçlıdır. Diş Hekimi'nin hastasını diş hekimliği hastalıklarını teşhis için muayenesinin ve diş tedavileri uygulamalarının yerine geçmez ! "
İçeriğe dön